İçerik

Hristiyanlarla ilişkiler

Hristiyanlarla ilişkiler

 Arap yarımadasında yaygınlık kazanan dinlerden biri olan Hıristiyanlık bilhassa Bizans imparatorluğunun etkisiyle yayılmıştı. Bizans’ın hakimiyet alanında yaşayan birçok Arap kabilesi Hıristiyanlığı kabul etmişti. Peygamberimiz, Bizans imparatoru Herakleios’un da aralarında bulunduğu bazı Hıristiyan hükümdarlara İslâm’a davet mektupları göndermiş, onlarla ilişkiler tesis etmişti. Ayrıca bazı savaşlar da yapılmıştı.

 

Mûte Savaşı

 

Mûte Kudüs’e 50 km. mesafede yer almaktadır. Hz. Peygamber’in İslâm’a davet mektubunu taşıyan Hâris b. Umeyr, Bizans’a bağlı olarak bölgede hüküm süren Gassânî emîri Şurahbîl b. Amr tarafından topraklarından geçerken öldürüldü. Uluslararası hukukun “Elçinin dokunulmazlığı” kaidesini açıkça ihlal eden bu hadise üzerine Hz. Peygamber 3.000 kişilik bir ordu hazırladı. Ordu kumandanlığına Zeyd b. Hârise getirilmiş, şayet o öldürülürse yerine Ca‘fer b. Ebû Tâlib’in, onun da öldürülmesi halinde Abdullah b. Revâha’nın kumandanlığı ele almasını, onun da öldürülmesi durumunda Müslümanların kendi aralarından birini kumandan olarak seçmeleri emretti. Çocuk, kadın, ihtiyar ve manastırlara çekilenlere dokunulmamasını, ağaçlara zarar verilmemesini emretti. İslâm ordusu Mûte’ye ulaşınca, Bizans ordusunun takviyesiyle sayıları 100.000 veya 200.000 kişiye ulaşan büyük bir orduyla karşılaştı (Cemâziyelevvel 8/Eylül 629). Müslümanların kumandanı Zeyd b. Hârise savaşın başında şehit olunca sancağı Ca‘fer b. Ebû Tâlib aldı. Sağ elinin kesilmesi üzerine sancağı sol eline aldı. Sol elinin de kesilmesi üzerine sancağın yere düşmemesi için iki koluyla göğsünün arasında tutmaya çalıştı. Ancak bir mızrak darbesiyle şehit düştü. Onun ardından kumandanlığı devralan Abdullah b. Revâha’nın da şehit olması üzerine Müslümanlar Hâlid b. Velîd’in kumandanlığı üstlenmesini istediler. Hâlid b. Velîd, sağ kanattaki askerleri sola, sol kanattakileri sağa, gerideki askerleri öne, öndekileri ise arkaya aldı. Böylece düşman askerleri yeni yüzlerle karşılaştılar ve Müslümanlara takviye geldiğini düşünerek moral kaybettiler. Hâlid b. Velîd, Bizans ordusunu geri çekilmeye mecbur bıraktığı bir anda daha fazla kayıp vermemek için askerini geri geçti ve Medine’ye döndü. Dönemin en güçlü devletlerinden biri olan Bizans karşısında kendisinden sayı ve güç bakımından çok daha üstün olan bir orduya karşı böylesine bir mücadele vererek Medine’ye dönmek büyük bir başarıydı. Nitekim Hz. Peygamber, ashabıyla Mescid-i Nebevî’deyken savaş alanında cereyan eden 145 gelişmeleri nakletmekteyken “...sonunda sancağı Allah’ın kılıçlarından bir kılıç aldı. Allah Müslümanlara fethi müyesser kıldı” sözleriyle bunu ifade etmişti.

 

Tebük Gazvesi

 

Hz. Peygamber, Mûte Savaşı’ndan bir yıl sonra, hicretin 9. yılında (630) Bizans imparatoru Herakleios’un Suriye bölgesindeki müttefikleriyle birlikte Medine üzerine bir sefer düzenleyeceğine dair bir haber aldı. Bunun üzerine Medine’de sefer hazırlıklarına başlandı. Şehirde bir süredir devam eden kuraklık ve kıtlık sebebiyle son derece zor şartlar altında ordu teçhiz edildi. Tebük seferi hazırlıklarında Hz. Osman ordu için gerekli savaş malzemelerinin tedarikinde servetinin büyük bir kısmını harcamıştı. Hz. Peygamber sefer için gidilecek yeri genellikle gizli tuttuğu halde bu defa sefere katılanların güçlü bir düşmana karşı uzun ve meşakkatli bir yolculuğa çıkacaklarını bilmeleri için Bizans üzerine sefere çıkılacağını açıkça söylemişti. Bu güçlü düşmana karşı 10.000’i süvari 30.000 kişilik bir orduyla Suriye istikametinde ilerledi. Hz. Peygamber döneminde bu büyüklükte bir ordu ilk defa hazırlanmıştı. Medine’den 700 km. kadar kuzeydeki Tebük’te karargah kuran Hz. Peygamber burada on beş yirmi gün kadar kaldı ancak herhangi bir orduyla karşılaşılmadı. Tebük’te bulunduğu sırada Hz. Peygamber, batı istikametindeki çoğunluğu Hıristiyan olmakla beraber Yahudilerin de yaşadığı Cerbâ, Eyle, Ezruh, Maknâ ve Maan’a birlikler göndererek onları İslâm’a davet etti. Elçilerin gönderildiği bölgede yaşayanlar temsilciler göndererek İslâm’ı kabul etmeyeceklerini ancak cizye ödeyeceklerini bildirdiler. Hz. Peygamber bu bölgelerin her biri için birer anlaşma metni hazırlatarak kendilerine verdi. Böylece can, mal ve inanç emniyeti sağlanarak bu bölgeler İslâm devletinin tebaası haline geldi. Bu esnada 400 kişilik bir kuvvetle Irak yolu üzerindeki Dûmetülcendel’e gönderilen Hâlid b. Velîd, bölgenin Hıristiyan idarecisi Ukeydir b. Abdülmelik’i esir alarak Hz. Peygamber’e getirmişti. Ukeydir ile de cizye ödemesi şartıyla bir anlaşma yapılmış ve Dûmetülcendel de İslâm devletinin hakimiyeti altına alınmıştır. Hz. Peygamber’in Tebük’teyken o esnada Suriye bölgesinde olduğu haberini aldığı Bizans imparatoru Herakleios’a ikinci bir İslâm’a davet mektubu gönderdiği rivayet edilir. Hz. Peygamberin bizzat katıldığı son gazve olan Tebük, kıtlık ve kuraklığın devam ettiği zor şartlar altında hazırlandığı için “ceyşü’l-usra” (zor zamanların ordusu) şeklinde isimlendirilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de Tevbe sûresinde gazveye katılanlar, mazeretle veya mazeret beyan etmeksizin sefere iştirak etmeyenler ve 146 sefere destek olmadıkları gibi sefere katılanları da yollarından çevirmeye çalışan münafıklarla ilgili çok sayıda âyet yer almaktadır.

 

Necranlı Hıristiyanlarla Görüşme

 

Hz. Peygamber’in elçi ve mektup göndererek İslâm’a davet ettiği bir diğer bölge Necran idi. Hıristiyanların yaşadığı bir bölge olan Necran’dan 9/631 yılında Medine’ye bir heyet geldi. Bu heyeti diğerlerinden ayıran önemli bir fark vardı. Diğer heyetler çoğunlukla İslâm hakkında bilgi almaktayken, Necranlı Hıristiyanların kendi inançlarını savunmasıyla bir tür itikadi tartışma meclisi oluşmuştu. Gelen heyettekiler özellikle Hz. İsa konusunda Hz. Peygamberle tartışmaya girdiler. Hz. İsa ve Hıristiyanlık hakkında bilgi veren Âl-i İmrân sûresinin ilk seksen âyeti bu sırada nâzil oldu. Necranlıların iddialarını sürdürmeleri üzerine Hz. Peygamber yanına Hz. Hasan, Hüseyin, Fâtıma ve Ali’yi alarak onları “mübâhele”ye davet etti. Mübâhele, bir tartışma esnasında haksız ve yalancı olanın Allah’ın lanetine uğraması için beddua edilmesi anlamına gelen ve Arap toplumunda başvurulan bir uygulamaydı. Necranlılar Hz. Muhammed’in hak peygamber olma ihtimalini düşünerek mübâheleye cesaret edemediler. Cizye ödemek şartıyla inançlarında kalmaya devam ettiler.