İçerik

Hz. Peygamberin Çocukluğu

Hz. Peygamberin Çocukluğu

 Hz. Peygamber’in Çocukluğu Doğumun hemen ardından birkaç gün annesi birkaç gün de amcası Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe tarafından emzirilmişti. Şehirde yeni doğan çocukların daha temiz bir havaya ve fasih bir dile sahip çöle gönderilip sütanneye verilmesi geleneği Kureyş ve diğer Arap kabileleri arasında yaygındı. Hz. Peygamber de bu geleneğe uyularak Hevâzin kabilesinin Sa‘d b. Bekir koluna mensup Halîme bint Ebû Züeyb’e verilmişti. Sa‘d b. Bekir, Araplar arasında cömertlik, şeref ve dili en güzel şekilde konuşmasıyla tanınmaktaydı. Hz. Peygamber iki yaşına gelince süt annesi tarafından ailesine teslim edilmek üzere Mekke’ye getirildiyse de süt ailesi ondan ayrılmak istemiyordu. O sırada Mekke’deki veba salgını sebebiyle süt ailesi annesi Âmine’den evladının büyüyünceye kadar yanlarında kalması için izin istedi. Âmine de bunu kabul etti ve Hz. Peygamber dört-beş yaşına kadar sütannesinin yanında kaldı. Sütbabası Hâris b. Abdüluzzâ, sütkardeşleri ise Abdullah, Üneyse ve Şeymâ idi. Bu dönemde yaşadığı bir olayı peygamberlik döneminde şu sözlerle anlatmıştı: “Ben Sa‘d b. Bekir kabilesine mensup bir sütanneye verildim. Erkek sütkardeşimle birlikte evimizin yanında hayvanlarımızı otlatırken beyazlar giymiş iki adam yanımıza geldi. Ellerinde karla dolu altın bir tepsi vardı. Sonra beni yatırıp göğsümü açtılar ve kalbimi dışarı çıkardılar. Kalbimi ikiye ayırıp içinden siyah bir pıhtıyı alarak attılar. Daha sonra kalbimi ve göğsümü karla yıkadılar.” Yanlarına gelişinden beri şahit oldukları olağanüstü birçok olayın ardından açıklayamadıkları bu olay üzerine onun başına bir iş gelmesinden endişe eden süt ailesin tarafından ailesine teslim edilmek üzere Mekke’ye getirildi. Bundan sonra annesi Âmine’nin yanında kalan Hz. Peygamber, altı yaşına geldiğinde annesi Âmine ve hizmetkarları Ümmü Eymen’in yanında Yesrib’e gitti. 43 Burada babası Abdullah’ın mezarını ve dedesi Abdülmuttalib’in dayıları olan Benî Neccâr mensuplarını ziyaret etti. Yesrib’de bir ay kaldıktan sonra Mekke’ye dönmek üzere yola çıktılar. Âmine dönüş yolunda Ebvâ adlı köyde hastalandı ve orada vefat etti. Hz. Peygamber, annesinin cariyesi Ümmü Eymen tarafından Mekke’ye getirilerek dedesi Abdülmuttalib’e teslim edildi. Dedesi tarafından çok sevilen Hz. Peygamber, henüz altı yaşında hem babası hem de annesini kaybetmiş olan torununu yanından ayırmıyor, sofraya onunla oturup yemek yiyor, Dârünnedve’deki toplantılarda onu yanına oturtuyordu. Abdülmuttalib, torunun bakımını oğlu Ebû Tâlib’e verdikten kısa bir süre sonra vefat etti. Ebû Tâlib, ana-baba bir kardeşi Abdullah’ın yadigarı olan yeğeninin en iyi şekilde yetişmesi için büyük gayret sarf etti. Bazı ticaret yolculuklarında yeğenini de yanında götürürdü. Böyle bir yolculukta Hz. Peygamber on-on iki yaşlarındayken Suriye’ye gitmişti. Kervan Suriye dahilindeki Busrâ’da konakladı. Burada bulunan bir manastırda yaşayan Bahîra adındaki rahip kafileyi yemeğe davet etti. Rahip, Ebû Tâlib’e yeğeninin İncil’de gönderileceği vaad edilen peygamber olduğunu söyledikten sonra başına gelebilecek tehlikelere dikkat çekmiş, Ebû Tâlib de daha fazla ilerlemeden Mekke’ye dönmüştür. Hz. Peygamber on yaşlarında amcasına yardımcı olmak için çobanlık yapmıştır. Tıpkı amcası gibi yengesi Fâtıma bint Esed de Hz. Peygamber’e derin bir şefkat ve merhamet göstermiş ve onu kendi çocuklarından çok sevmiştir. Hz. Peygamber de yengesinin kendisi için yaptıklarını hiçbir zaman unutmadı. Hicretten sonra yengesini evinde ziyaret ederdi. Yengesinin vefatına çok üzülmüş, gömleğini ona kefen yapmış, cenaze namazını da kendisi kıldırmıştı.