İçerik

Hüzün Yılı Ve Taife Yolculuk

Hüzün Yılı Ve Taife Yolculuk

 Hz. Peygamber’in nübüvvetinin 10. Yılında (620) hayatında çok büyük bir yeri olan amcası Ebû Tâlib ve yirmi beş yıl mutlu bir hayat yaşadığı eşi Hz. Hatice üç gün arayla vefat etti. Hz. Peygamber’i ve bütün Müslümanları son derece derinden üzen bu yıl İslâm tarihi kaynaklarında “hüzün yılı” (senetü’l-hüzn) olarak anıldı. Ebû Tâlib’in ölümü üzerine, kız kardeşlerinin ısrarlarıyla Ebû Leheb Hz. Peygamber’i himayesine aldı. Ne var ki İslâm’ın en şedid muhaliflerinden biri olan Ebû Leheb, Ebû Cehil ve başka bazı müşriklerin tahrikleriyle Hz. Peygamberi himayeden vazgeçti. Kureyşlilerin İslâm karşısındaki katı tutumları, Hz. Peygamberi ilahi mesajı Mekke dışındaki insanlara ulaştırma düşüncesine sevk etmişti. Bu düşünceyle Hz. Peygamber yanına Zeyd b. Hârise’yi de alarak Mekke’nin doğusunda Sakîfliler’in yaşadığı Tâif şehrine gitti. Sakîf kabilesinin bazı ileri gelenlerini İslâm’a davet eden Hz. Peygamber, Mekkelilerle akrabalık ve ticari bağları bulunan Sakîfliler nezdinde herhangi bir destek bulamadığı gibi, şehrin ayak takımı tarafından taşlandı. Hz. Peygamber ayaklarından, onu korumak isteyen Zeyd ise başından yaralandı. Bu güç durumdan Mekkeli Utbe b. Rebîa ve kardeşi Şeybe’ye ait bağa girerek kurtuldu. Burada bir süre dinlendikten sonra Mekke’ye dönmek üzere yola çıktı. Ne var ki şehre girebilmesi için kendisini himaye eden birinin bulunması gerekiyordu. Hira dağında beklerken başvurduğu birçok kişi kendisini himaye etmeyi kabul etmedi. Nihayet Hz. Peygamber, Kureyş’in Nevfeloğulları kolunun lideri Mut‘im b. Adî’nin himayesinde Mekke’ye girdi. İlerleyen yıllarda Uhud Gazvesi’nden daha zor bir gün yaşayıp yaşamadığı sorulduğunda Hz. Peygamber’in Tâif yolculuğu dönüşü cevabını verdiği rivayet edilir. Kaynaklarda kaydedildiğine göre o esnada yaşadığı şaşkınlığı atlattıkları bir esnada başını yukarı kaldırdığında Cebrâil’i görmüş ve kendisine, eğer isterse Mekkeliler’i helak edecek bir meleğin emrine verildiğini söylemişti. Hz. Peygamber ise bunu istemeyerek, Allah’ın o müşriklerin soyundan sadece kendisine kulluk eden bir topluluk meydana getirmesini arzu ettiğini söylemişti.