İçerik
İkinci Akabe Biatı’nda Yesribli Müslümanlardan aldığı söz üzerine Hz. Peygamber ashabına hicret izni verdi. Âmir b. Rebîa ve hanımı Leylâ bint Hasme’nin yolculuğuyla başlayan hicreti diğer sahabilerin kafileler halinde Mekke’den ayrılmaları takip etti. Hicret hareketi gizlilik içinde gerçekleştirilmekteydi. Zira Mekkeliler Müslümanların şehirden ayrılmalarına müsaade etmek istemiyor ve ellerinden geldiğince bunu engellemeye çalışıyorlardı. İslâm’a düşmanlığıyla tanınan Âs b. Vâil, hicret için hazırlık yapan oğlu Hişâm’ı hapsetmişti. Ayyâş b. Ebû Rebîa hicret için yola çıkmış, ancak kardeşleri Ebû Cehil ve Hâris b. Hişâm’ın yaşlı annelerinin onun ayrılığı sebebiyle perişan olduğunu söylemeleri üzerine Mekke’ye dönmüş ve burada hapsedilmişti. Hişâm ve Ayyâş, ancak hicretten sonra 7. yılda müşriklerin elinden kurtularak Medine’ye gidebilmişlerdi. Hz. Ömer ise Kâbe’yi tavaf ettikten sonra hicret ettiğini açıkça söyleyip Medine’ye hareket etmişti. Hicret izninin verilmesinden sonra kısa süre içinde Müslümanların büyük bir kısmı Mekke’den ayrılmış ve şehirde Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir ve aileleri, Hz. Ali ve annesi ile hicret etme imkanı olmayan az sayıda kişi kalmıştı. Her türlü engelleme ve zorluğa rağmen Müslümanların hicret etmeleri, müşriklerde Hz. Peygamber’in de hicret ederek ashabıyla buluşacağı endişesine yol açtı. Mekkeli müşrikler, nasıl bir yol takip etmeleri gerektiğini görüşmek üzere Dârünnedve’de toplandılar. Hz. Peygamber’in mensubu olduğu Hâşimoğullarından kimsenin alınmadığı toplantıda onun hapsedilmesi veya sürgün edilmesi gibi görüşler ileri sürüldü. Ancak Ebû Cehil’in teklifiyle onu öldürmeye karar verdiler. Hâşimoğulları tarafından kan davası güdülmesinin önüne geçmek için de bütün kabilelerden birer kişinin katıldığı bir topluluğun bu planı yerine getirmesi konusunda mutabık kaldılar. Bu suikast planından Cebrâil tarafından haberdar edilen Hz. Peygamber derhal Hz. Ebû Bekir’in yanına giderek hicret vakitlerinin geldiğini bildirdi ve yolculuk hazırlıklarına başladı. Hz. Peygamber, Mekkeli müşrikler tarafından kendisine emanet edilen malları sahiplerine teslim etmek ve yola çıktığını fark ettirmemek için Hz. Ali’yi görevlendirdi. Kendilerine kılavuzluk yapmak üzere Abdullah b. Uraykıt ile anlaşmıştı. Sevr dağındaki bir mağaraya vararak burada gizlendiler. Bu arada Hz. Peygamber’i öldürmek için evine giren Kureyşli müşrikler onun yatağında Hz. Ali’yi bulunca şaşkına döndüler. Yerini öğrenmek için ne kadar direttiyseler de cevap alamadılar. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir’in evine gittiler ancak 80 orada da aradıklarını bulamadılar. Nihayet Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir’in şehirden ayrıldıklarını anladılar ve izlerini sürmek için yola çıktılar. Abdullah b. Uraykıt, yolculuk için gerekli develerle Sevr’e geldi ve buradan sahil yoluyla Yesrib’e hareket ettiler. Müşriklere yakalanmamak için mutat olarak kullanılan yollar yerine farklı güzergahlar ve sarp geçitler tercih edildi. Bu arada Hz. Peygamber’i ele geçirmek için müşrikler 100 deve ödül vereceklerini duyurdular. İz sürme konusunda maharetli biri olan Sürâka b. Mâlik, büyük ödüle ulaşmak için aramaya başladı ve nihayet kafileye yetişti. Ancak ne zaman onlara yaklaşmak için atını sürse her defasında atının ayakları kumlara gömüldü. Bunun sıradan bir olay olmadığını anladı ve takipten vazgeçti. Benzer şekilde Hz. Peygamber ve beraberindekiler Eslem kabilesinin topraklarından geçerken bir tehlike yaşadı. Ancak kısa bir sohbetin ardından kabile lideri Büreyde b. Husayb ve kabilesi Müslüman oldu. Yesrib’deki Müslümanlar Hz. Peygamber’in Mekke’den ayrıldığı haberini almış ve onun şehre ulaşmasını beklemekteydi. Yakalanmamak için farklı güzergah takip eden Hz. Peygamber ve beraberindekilerin gecikmesi üzerine heyecanlı bekleyiş endişeli bir yol gözlemeye dönmüştü. Her sabah Mekke yolu üzerindeki Harre mevkiine çıkıp gelen bir kafile olup olmadığına bakıyorlardı. 8 Rebîülevvel (20 Eylül 622) günü böyle bir bekleyişten sonra evlerine dönmüşlerdi ki, üç katlı bir evin damında bulunan bir Yahudi kızı yaklaşmakta olan kafileyi müjdeledi. Bunu duyan Müslümanlar büyük bir heyecan içinde Medine’ye bir saat mesafedeki Harre’ye gittiler. Hz. Peygamber Medine’ye yakın bir köy olan Kuba’da konakladı ve burada bir mescit yaptırdı. Mekkeli müşriklerin Hz. Peygamber’i öldürmek için evine gittikleri zaman karşılarında buldukları Hz. Ali, müşriklerin Hz. Peygamber’deki emanet mallarını sahiplerine teslim ettikten sonra yola çıkmış ve Kuba’da Hz. Peygamberle buluşmuştu. Hz. Peygamber beraberinde kendi ailesi, Hz. Ebû Bekir ve ailesi, Hz. Ali ve annesi Fâtıma bint Esed olduğu halde 12 Rebîülevvel (24 Eylül 622) tarihinde Cuma günü Kuba’dan ayrıldı. Rânûnâ vadisinde Sâlim b. Avf kabilesine uğradı ve burada ilk Cuma hutbesini okudu. Ardından Yesrib’e hareketine devam etti. Şehir halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Bayram havasının yaşandığı şehirde herkes bu kutlu misafiri evinde ağırlamak istiyordu. Allah Rasulü, Kasvâ adlı devesinin üzerinde geçtiği yerdeki halkı selamlamaktaydı. Nihayet devesinin çöktüğü yerde bulunan Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evine misafir oldu. O zamana kadar adı Yesrib olan şehir, Peygamber şehri anlamına gelen Medînetü’r-Rasûl olarak, kısaca Medine adıyla anılmaya başlandı.