İçerik
İslâm’ın doğuşundan önce Arap yarımadasında putperestlik yaygınlaşmıştı. İslâm inancına göre “şirk” olarak ifade edilen putperestlik, İslâm öncesi dönemde Araplara göre kendilerini “tek bir İlah”a yaklaştırmaktaydı. Araplar, yarımadanın çeşitli bölgelerinde putların bulunduğu evler inşa etmişlerdi. Cahiliye döneminde kabilelerin kendilerine ait putları bulunduğu gibi, birden fazla kabilenin ortak putunun bulunduğu da görülebilmekteydi. İbadet şekilleri, putlar adına adak adayıp kurban kesmek, etraflarını tavaf etmek, onlara dua ve secde etmek gibi faaliyetlerdi. Bir işin kendileri için iyi olup olmadığını bilmek için putların önünde fal oku çekmek İslâm öncesi Arap toplumu arasında oldukça yaygın bir uygulamaydı. Kureyşliler putlarını Kâbe’nin içine ve çevresine yerleştirmişlerdi. Hac ibadeti için Mekke’ye gelen diğer kabile mensuplarından daha fazla istifade edebilmek için onların putlarını da Kâbe çevresine yerleştirmişlerdi. İslâm öncesi dönemde Kâbe ve çevresinde 360 kadar put bulunmaktaydı. Hac ibadeti İslâm öncesi Arap yarımadasının en düzenli ibadetiydi. Hac mevsimi, ay yılı esasına göre Zilhicce ayının 10. gününe denk gelmekteydi. Güneş yılı esasına göre ortaya çıkan on günlük farklılık dolayısıyla Kureyşliler, ihtiyaç duymaları halinde yıla bir ay ilavede bulunarak oluşan bu farklılığı gidermekte, bir anlamda hac mevsimini bahar veya yaz aylarına denk gelecek şekilde ayarlamaktaydılar. Bu uygulamaya “nesî” denirdi. Zilkâde, Zilhicce, Muharrem ve Receb ayları “haram aylar” olarak kabul edilmekte ve bu aylarda barış içinde olmak esastı. Bu aylarda yapılan savaşlar “Ficar savaşları” olarak isimlendirilmiştir. İslâm öncesi dönemde Araplar Kâbe’nin yanı sıra haccetme gayesiyle putlarının bulunduğu diğer yerleri de ziyaret ederlerdi. Cahiliye döneminde Arapların tapındığı en meşhur putlar Hübel, Lât, Menât, Uzzâ, İsâf ve Nâile ilk akla gelenlerdir.
Hübel: Kureyş’in en büyük putu olup Kâbe’de bulunmaktaydı. Kırmızı
akikten yapılmış olan bu put Amr b. Luhay tarafından Mekke’ye getirilmiştir.
Suriye’den getirilirken sağ eli kırılan puta Kureyşliler tarafından altın bir el
takılmıştır. Bütün putperest Arap kabileleri tarafından ilah olarak kabul edilirdi. Bir
işi yapıp yapmama konusunda “ezlâm” adı verilen fal oku çekerler ve bunun
sonucuna göre hareket ederlerdi. Bu uygulama için görevliye 100 dirhem ve bir deve
verilirdi.
Lât: Tâif’te yaşayan Sakîf kabilesinin putu olan Lât, dört köşeli bir kaya parçasıydı. Tıpkı Kâbe gibi üzerinde örtü bulunan ve “beytü’r-rabbe” denilen bir bina inşâ edilmiş, bekçi ve görevliler tahsis edilmişti. Araplar yolculuğa çıkmadan önce ve döndükten sonra Lât’ı tavaf eder ve onun için kurbanlar keserlerdi.
Menât: Mekke ile Medine şehirleri arasındaki Müşellel denilen bölgede bulanan siyah bir kaya olan Menât, bütün Arap kabileleri tarafından büyük saygı duyulan bir puttu. Menât’a sunulan hediyelerin konulduğu bir ev ve bu evi koruyan bir bekçi vardı. Cahiliye dönemi Arapları tarafından Lât ve Uzzâ ile birlikte Allah’ın kızlarından biri olarak kabul edilmekteydi. Birçok Arap kabilesi, Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Menât’ı ziyaret etmedikçe hac ibadetlerinin tamamlanmadığına inanmaktaydı.
Uzzâ: Nahle’de bulunan Uzzâ putu için “Beytü’l-Uzzâ” adında bir ev
yapılmıştı. Uzzâ için kurbanlar kesilmekte ve hediyeler sunulmaktaydı. Arapların
çocuklarına “Abdüluzzâ” adını vermeleri bu puta duydukları derin saygının bir
göstergesidir. Diğer taraftan Cahiliye Arapları Uzzâ’yı anne, Lât ve Menât’ı da onun
kızları olarak görmekteydiler.